SALİH BABA DİVANI
1. Bölüm
Bed olunsun besmeleyle, hamdeleyle evsâtı,
Salavâtullah hatm olunsun bula canlar izzeti.
Çok salât ile selâm olsun Resûlü Ahmed’e,
Bu kadar isyân ile bizlere demiş ümmetî.
Sad-hezârân âlini, evlâdını, ashâbını,
Fâtihayla yâd edelim kıla Hak çok rahmeti.
Çâr-ı Yâr’ı ol Ebû-Bekr’u, Ömer, Osman, Ali,
Sâyesinde anların buldu bu İslâm kuvveti.
Geldi bunca âlim ü fâzıl meşâyih kâmilîn,
Hep merâtib üzredir bu âlemin devriyyeti.
Sani’in sun’unda cümle mest-u hayran oldular,
Seyr edip vahdet yüzünden görmediler kesreti.
Ehl-i dünyâyı görüp bir bir temâşâ ettiler,
Hep esîr etmiş oları hubb-u dünyâ illeti.
Cümle âlem kabza-i kudretdedir çün gördüler,
Her biri bir âlet olmuş döndürür bu fulketi.
Gördüler kim içlerinde bazı dertliler gezer,
El çekip işbu cihandan eylemişler uzleti.
Çıkmağa derbân bırakmaz cenge yok tâkatleri,
Nâtüvân olmuş çeker bunlar belâ-yı mihneti.
Her tarafı devrederler mürşid-i rabbânîler,
Anları kurtarmak içindir oların hizmeti.
Vâris-i Ahmed olar, cân derdinin dermânıdır,
Her marîzin derdine göre verirler şerbeti.
Ekseri nakşında kaldı görmedi Nakkâş’ını,
Ehl-i irfânın bilinmez oldu kadri kıymeti.
Hamdulillah gezmedikse Hind’ü, Bağdad’ı, Yemen’i,
Hak nasib etdi bize zî-kadri âlî himmeti.
Pîr-i Sâmî Hazretini bize irsâl eyledi,
Beldemiz kıldı münevver ref olundu zulmeti.
Kuvve-i kudsiyyesiyle cümle irşâd eyledi,
Kim ki destinden tutup sıdk ile kıldı bîati.
Hem şerîat, hem tarîkat, hem hakîkat kâmili,
Hakk ile icrâ edip eyler bu yolda gayreti.
Kâbiliyyet bizde olmazsa meşâyih neylesin,
İster ise mürşidi olsun Muhammed Hazreti.
Salihem şeyhim Muhammed Pîr-i Sâmi’dir benim,
İstemem bundan ziyâde devlet ile rif’ati .
2. Bölüm
Eğer pirim bana eylerse himmet
Zuhura getirem birkaç meani.
O’dur aslım benim fer’i mukayyed
O’dur dil şehrinin nuru imanı.
Görünür cephesinde nur-u Ahmed
Olardır varis-i peygamberani.
Olar kaim-makam-ı Mustafa’dır
Olardır şehr-i ilmin pasubanı.
Olar can ilinin bülbülleridir
Bütün olmuş oların asiyanı.
Oların ruhlarının yok kararı
Dolaşırlar zemini asumanı.
Olar bu âlemi devran ederler
Ararlar derde düşen na-tuvanı.
Bular bu âlemin hem berzahında
Esir etmiş durur çok pehlivanı.
Kişiye dert büyük sermayedir bil
Düşürür yola ahir karubanı.
Heva-yı nefsine tabi olanlar
Bular kande bulur daru’l-emanı.
Alamazlar özün nefsin elinden
Beşerdir daim ol eyler ziyanı.
Ömür bir cevherdir kadri bilinmez
Sakın gafletle geçirme zamanı.
Cihanda şimdi kâl ehli çoğaldı
Söz ile kandırırlar çok civanı.
Sürüyü büsbütün kendileri yer
Ederler maskara her dem çobanı.
Bular benzer koyun başlı kilaba
Buların dünyadır dini imanı.
Sefinen yok ise kalma karada
Ara bul sen dahi bir keştibanı.
Hüda hazır diye ikrar edersin
Kimin yanında söylersin yalanı.
Ya dersin bir-durur Hallak-ı âlem
Beğenmezsin filan oğlu filanı.
Benim gözümde görürsün hilali
Senin gözünde görmezsin giranı.
Helak etmek dilersin mar-ı nefsin
Ya sen beslersin ol ejder yılanı.
Eğer derdin olaydı ey birader
Bulurdun sen de bir Hızr-ı zamanı.
Hakikat güllerin görmek dilersen
Arayıp sen de bul bir bağcevanı.
O kim ama-durur cesm-i basiri
Göremez Pir-i Sami gibi canı.
Cihanda Mürşid-i Rabbani Ol’dur
Der’i asilerin daru’l-emanı.
Kamu dertlilerin dermanı Ol’dur
Bu asrın hem O’dur kutb-ı zamanı.
Füyuzatı erişir şarka garba
Sarıpdır nisbeti cümle cihanı.
Medet pirim benim ol dest-i girim
Ziyalandır kulub-ı aşıkanı.
Seni Hak bilmeyen ol gecreviler
Buluğa ermez anların imanı.
Kelam-ı Hakk’a guş olmayanlar
Alamaz himmeti feyz-i pirani.
Senin sayende Salih’tir bu Salih
Ki senden gayrı yoktur mihribanı.
Derunum pak edip hubb-ı sivadan
Münevver eylemek şanındır anı.
Bu ten-i Yakub’un ref et hicabın
Görünsün Yusuf’un vuslat nişanı.
3. Bölüm
Erişti himmet-i şeyhim inayet eyledi Mevla
Açıp “la” perdesin gördüm kamusu “mazhar-ı illa”.
Huve’l-Evvel Huve’l-Ahir Huve’l-Batın Huve’z-Zahir
Huve’r-Rahim Huve’l-Kahir Huve’l-Ferd u Huve’l-Mevla.
“Ve in min şey’in illa” dan meğer kim olmadın âgah
Kuru dava ile kaldın çürüttün ömrü vaveyla.
Ki sen ol nur-ı Ahmed’ken Ahad’den vahidiyyetken
Dahi sırr-ı huviyyetken kalasın âlem-i sufla.
Yalancı nefsimi bildim büyük düşman imiş gördüm
Kulub-ı mutmain oldum bu âlem oldu hep me’va.
Bilindi “kuntu kenz” sırrı açıldı perde-i zulmet
Görürem bu cihan halkı kimi Mecnun kimi Leyla.
Elinde var iken fırsat, geçirme idegör gayret
Tutagör bir yed-i kudret olunsun menzilin bala.
Tena’um içre cennetten celali kahrına düştün
Yedi tamuya bend oldun düşün bir mebdein ara.
Tenin toprak canın sudur nefis bad-ı hevadandır
İyi bil narıdır ruhun medet ermek dile nura.
Şeri’at payine bend ol hakikat rahına azm et
Bulup bir Mürşid-i kâmil bu derdin çaresin ara.
Pir-i Sami gibi şahı bulup sıdk ile kıl ahı
Acar ol müstakim rahı eriştirir seni yara.
Ayırma Salih’i ya Rab Muhammed şeyh-i Sami’den
Ağardı lihyemiz şahım velâkin kalbimiz kara.
4. Bölüm
Sen sana gel ey gönül kılma hased kibr-u riya
Bu sıfatlarla tahalluk eden oldu eşkıya.
Sıdk ile biat kılıp oldun mu ümmet Ahmed’e
Kuru laf ile geçirip ömrü kaldın süfliya.
“Evvelu ma halakallahu ruhi”dedi Resul
Hem sahih ahbarla buyurdu hadis-i kudsiya.
Ummu’l-ervah olduğıycun zatını setr eyledi
Hem “Kuli’r-ruhu min emr-i Rabbi”geldi kafiya.
Akl-ı evvel’dir Muhammed Akl-ı Küll’ün mazharı
“Evvelu ma halakallahu li akl” sahib hayâ.
Hem buyurdu “Evvelu ma halakallahu Levh el-kalem”
Sure-i “Nun ve’l-kalem”den anlayıp kıl fehmiya.
Alem-i ama’da iken esmalar (oldu) tamam
Hak buyurdu “ya habibim kuntu kenzen mahfiya”.
Hem “Fe ahbebtu “anın şanında buyurdu Ahad
“Ahsen-i takvim” habibim dedi “sensin” Kibriya.
Mazhar-ı nur oldu Ol nur hayâdan terledi
Cebhesi vech-i terinden geldi cümle enbiya.
Zatı ilmin mazharıdır kâinatın mefhari
Yüzünün nurundan aldı şems ile encum ziya.
Gözleri nur-ı basardır “Kabe kavseyn” kaşları
Vechi mirat-ı Huda’dır “kun fe-kan”ın sehriya.
Dişleri dürr u mücevher lebleri ab-ı hayat
Nefhası Ruhu’l-Kudus’dur ruhleridir münteha.
“La nebiyye ba’di” buyurdu Hatemu’l-Murselin
Oldu anın ayağı tozu al ile tutiya.
Kâinatın mebdeidir sırr-ı Hakkın mahremi
Geldi hakkında Anın “Ve’s-sems”u “ve’n-necmi heva”.
Parmağıyla cun işaret kıldı mah etti nüzul
Şakk olundu secde kıldı şod muti-i mahiya.
Tuttu dünyayı Muhammed ümmeti şark ile garb
Geldi bunca âlim-u zahid, meşayih, asfiya.
Oturup taht-ı hilafet üstüne varisleri
Âlem-i mülk-i bekaya gitti bunca evliya.
Hamdulillah bize irsal etti Hak bir kâmili
Mürşidimiz Hazret-i Şeyhim Muhammed Samiya.
Destigir ol Salih’e dünya ve mafihada Sen
Kıl sefa’at hürmetine Pir-i A’zam Nakşiya.
5. Bölüm
Bu fani dünyayı gezdim dolaştım
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Çok erenler sohbetine ulaştım
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Hak-i bad-u ab-ı ateş bünyadım
Suret-i beşerde âdemdir adım.
Bilmem cinni miyem yoksa div-zadım
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Ben de bu derd ile iflah olmazam
Ruz-u seb ağlaram bir an gülmezem
Kanden gelip gideceğim bilmezem
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Arada söylenir bunca kil-u kal
Çokları özsüzdür çıkmaz bir meal
Söyleyip dinlemek büyük bir vebal
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Acaib kalmışam işbu insana
Ekseri dönmüşler vahşi hayvana
Ya ben mecnun yahut anlar divane
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Abd-i Hak beyninde yüzbin hicab var
Her hicabda yüzbin sual cevap var
Burada inceden ince hisab var
Aslımdan bir haber veren yok bana.
“Men aref” sırrına vakıf olmadım
Çok muhbire vardım haber almadım
Hergiz bundan eşed bir dert görmedim
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Yetmişüç fırkanın ser-tacı benem
Kangısına sorsam der “naci benem”
Bildim ki cümlenin muhtacı benem
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Heva-yı hevesden ayık olmadım
Asla bir amele faik olmadım
Esrar-ı pirime layık olmadım
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Azdan az bulunur dünyada kemal
Nicesi eblehtir nicesi eçhel
Kangısına sorsam der “ben mükemmel”
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Bir dar-ı meşakkat mülk-i fenadır
Su üzre kurulmuş dipsiz binadır
Basiret ehline ibret-nümadır
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Sana geldim pirim Muhammed Sami
Sensin bu cihanın kutb-u imamı
Def eyle gönlümden işbu gamamı
Aslımdan bir haber veren yok bana.
Nefsim bana çok eyledi inadı
Felek sillesini bende sınadı
Kırıldı Salih’in kolu kanadı
Aslımdan bir haber veren yok bana.