KÂİNAT NASIL YARATILDI ?
Allah cc. bilinen ve bilinmeyen âlemlerin tek yaratıcısıdır ve yarattığı varlıkların nelere ihtiyacı olduğunu en iyi bilen O’dur.
Kâinat (evren)’in nasıl var olduğu, öteden beri insanoğlunun zihnini meşgul eden bilinmeyenleri arasında yer almıştır. Eski devirlerde bu soruya cevap bulmak teknik açıdan imkânsızdı. Çünkü o devirlerde gökyüzünü kapsamlı inceleyecek bir teknik henüz geliştirilememişti. O devrin gökbilimcileri ancak günümüze göre ilkel sayılabilecek teleskopvari cihazlarla bu işi yapıyorlardı. Bu da ancak güneş sistemimizdeki bazı gezegenler hakkında az bir bilgi edinilebilmesini sağlıyordu. Günümüz teknolojisinde ise her geçen gün, değil gezegen yeni yeni galaksiler bulunmakta, Allah’ın varlığı ve yaratmadaki kudreti inkâr edilemez duruma gelmektedir.
Avrupalı bilim adamları, evrenin durağan ve ezelden beri aynı haliyle vâr olduğu fikrini savunuyorlardı. Müslüman bilim adamları ise Kur-an’a dayanarak evrenin yoktan yaratıldığını ve halen yaratılmakta olduğunu teorik olarak söylemekle beraber bilimsel olarak ispat edemiyorlardı. Avrupalı bilim adamları yapmış oldukları bilimsel çalışmaları yukarıda belirttiğimiz evren modeline göre yorumluyor ve hatta farklı bir sonuç bulmaları halinde, bulmuş oldukları sonucu bir şekilde bu modele uyarlamaya çalışıyorlardı. Mesela, yüzyılın en büyük bilgini kabul edilen Einstein, 1915 yılında ortaya koyduğu genel görecelik kuramıyla yaptığı hesaplamalarda evrenin durağan olamayacağı sonucuna varmıştı. Ancak bu buluş karşısında son derece şaşıran Einstein bu uygunsuz (!) sonucu ortadan kaldırmak için denklemlerine “kozmolojik sabit” adını verdiği bir faktör ilave etmişti. Çünkü o sıralar, astronomlar ona evrenin durağan olduğunu söylüyorlardı, o da kuramının bu modele uymasını istemişti. Ancak sonradan bu kozmolojik sabiti “kariyerinin en büyük hatası” olarak tanımlayacaktı.