Kur’an Bilime Zıt, Bilime Engel midir?
Kur’an-ı Kerim, insanlar için dünya ve ahiret işlerinde başvurmak zorunda oldukları, tabiri caizse bir anayasa kitabıdır. Başvurmak zorunda dedik, çünkü Kur’an Allah kelamıdır. Allah, Allah olduğu için yarattığı varlıkların ne ve nasıl yapması gerektiğini bilir ve yarattıklarını ona göre görevlendirir, sorumlu tutar. Yaratılanlar, ama özellikle de insan bu görevlendirme ve sorumluluğu beğenmeyip kendi kafasına göre görev ve sorumluluk almaya kalkarsa bu hem haddi aşmak olur, hem de düzeni bozar. Ayhan Kaplan Dipnotlar… (1) Risale-i Nur/20. Söz-İkinci Makam
Kur’an-ı Kerim Allah kelamı ve insanlar için birinci derecede başvuru kaynağı olduğu için içerisinde insanın dünya ve ahiretini en doğru şekilde nasıl düzenleyeceğiyle alakalı bütün bilgiler mevcuttur. “Evet, herşey içinde bulunur. Fakat herkes her şeyi içinde göremez. Zira muhtelif derecelerde bulunur. Bazan çekirdekleri, bazan özetleri, bazan düsturları, bazan alâmetleri, ya açıkça, ya işareten, ya remzen, ya gizlice, ya ihtar tarzında bulunurlar.” (1)
Durum böyle olunca bu alametleri, düsturları ve işaretleri belirleyebilmemiz için Kur’an’ın “akletmez misiniz?” uyarısı doğrultusunda hadis, sünnet ve icma gibi ikinci ve üçüncü derecedeki dini kaynaklara başvurarak doğru ve güncel manaları çıkarmamız gerekmektedir.
Müsteşrik, şarkiyatçı, oryantalist gibi isimlerle anılıp, sözde islam araştırmacısı özde islam düşmanı olan insanların müslüman coğrafyasında yaydığı fitne hareketleri sonucunda bir kısım müslümanlar, Kur’an ve sünnete şüpheyle yaklaşmaya ve nihayetinde onlardan uzak durmaya başlamıştır. Zaten amaç da Müslümanları Kur’an ve sünnetten uzak tutmak ve özellikle dünyalık menfaat adına parsayı götürmektir.
İslam düşmanlarının dediği gibi Kur’an gerçekten bir çöl kanunu, eskilerin masallarını anlatan bir kitap mı, yoksa dünya medeniyetinde zirveyi yakalamanın, ahirette ise kurtuluşa ermenin şifrelerini saklayan bir kitap mı? Bunu, kitabımızı okumadan anlayamayız. Örneklerle anlamaya çalışalım.
Kur’an-ı Kerim’de birçok kıssa anlatılır. Bu kıssalar Kur’an’da hikaye olsun diye zikredilmemiştir. Mesela Hz. İbrahim’in ateşe atılması ve ateşin onu yakmaması olayında Allahu Teala insanlara; “bilime, sanata çalışarak sizi ateşten, ateşin yakıcı etkisinden koruyacak giysiler, eşyalar, cihazlar yapın ve ateşin yakıcı etkisinden kurtulun” mesajı veriyor. Bu mesajı ilk önce biz Müslümanların alması ve gereğini yapması gerekirken, biz yan gelip yatıyoruz. Gayrı müslimler bu mesajın gereğini yerine getirip bilime ve sanata çalışarak yanmayan elbiseler, yanmayan eşyalar ve sıcaktan etkilenmeyen aletler, cihazlar geliştiriyorlar. Bize de “vay be, adamlar yapmış” demek düşüyor.
Kur’an-ı Kerim’de Hz. Süleyman Aleyhisselam ile Sebe melikesi Belkıs arasında geçen hikayede Belkıs’ın tahtının bir anda Yemen’den Kudüs’e getirilmesi olayı anlatılır. Bu anlatım, bizim bu olayı hikaye olarak öğrenmemiz için değildir. Hikaye olarak okuyan, hikaye olarak bakan, hikaye olarak anlayan elbette hikayede kalır. Burada Allahu Teala insanları, işaret etmiş olduğu manaları anlamak ve bu hedeflerde ilerlemek için çalışmaya teşvik ediyor ve şöyle buyuruyor. “Ben, bana itaat eden bir kuluma Yemen’deki bir tahtı bir anda, Kudüs’e getirttim. Bunu yapan benim. Ama siz teknolojiye çalışın, sanata çalışın, bilime çalışın ve eşyanın aynen ve/veya sûreten bir anda nakledilebilmesi için uğraşın”. Kamera ve internetle eşyanın sûreten naklini ecnebiler gerçekleştirdi. Artık cep telefonlarımızla dünyanın neresinde olursa olsun görüntülü görüşme yapıp orayı sûreten yanımızda hazır edebiliyoruz. Eşyanın aynıyla nakli konusunda ise yine ecnebi memleketlerde bu yönde bazı çalışmalar duyuyoruz. Müslüman coğrafyasında henüz bu konuda yapılan bir çalışma duymadık ne yazık ki. Ama umudumuz odur ki bu buluşu, Allah’ın izniyle müslüman bilim adamları yapacaklardır.
Süleyman aleyhisselam’ın hayvanların dilini bilip onlarla konuşması, dağların ve hayvanların Davut aleyhisselam ile birlikte zikir yapması olayı. Burada yüce Allah insanlara “siz bu peygamberlerim gibi hayvanlarla karşılıklı konuşamazsınız. Ama bilime, sanata, teknolojiye çalışın, hayvanların özelliklerini öğrenin ve onlardan faydalanın” buyuruyor. “Kuş ve hayvanların istidat dili bilinirse, çok taifeleri var ki, kardeşleri, ehil hayvanlar gibi, birer mühim işte kullanılabilirler. Meselâ, çekirge âfetinin istilâsına karşı, çekirgeyi yemeden mahveden sığırcık kuşlarının dili bilinse ve harekâtı tanzim edilse, ne kadar faideli bir hizmette ücretsiz olarak istihdam edilebilir”. (2) Şunu bilin ki gayrı müslimler, uzun zamandır bu konuda çalışma yapıyor ve hayvanları istihbarat elemanı, canlı bomba gibi işlerde kullanıyorlar. Ya müslümanlar!…
Yine Kur’an-ı Kerim’de Yunus Aleyhisselam’ın balığın karnında denizde gezdiğinden bahsedilir. Hatta İslam alimleri balığın karnının cam gibi şeffaf bir şekil aldığını ve Yunus Aleyhisselam’ın balığın karnının içinden Allah’ın kudretiyle karanlık ortamda olmasına rağmen denizin içini seyrettiğini söylüyor. Şimdi bu bir hikaye midir, yoksa insanlığı denizaltı gibi araçları yapmaya teşvik midir?
Yine Süleyman Aleyhisselam’ın, rüzgarı emrine alarak havada çok uzak mesafeleri kısa bir sürede kat etmesi olayı. Bu da hikaye değildir. Allahu Teala Süleyman Aleyhisselam’ın bu olayı üzerinden başta Müslümanlar olmak üzere bütün insanlığa “bilime, teknolojiye, sanata, ilme çalışın ve havada gidecek nakil vasıtaları yapın” buyuruyor. İlk olarak Hezarfen Ahmet Çelebi bunu denedi hatta başarılı da oldu ama o günkü teknoloji uçak yapmaya müsait olmadığı, fakat İslam alimleri, İslam bilim adamları bunun üzerinde çalışmaya devam etmedikleri için uçağı da ne yazık ki müslüman olmayanlar yaptı.
Çocuklarımıza 2 kere 2’nin 4 ettiğini öğretelim. Ama aynı zamanda ateşin yakmayacağını da öğretelim. Aslında ateşin yakmayacağını öğretmek daha önemli bir konudur. Çünkü iki kere ikiyi ona okulda öğretmesek de hayat mutlaka öğretecektir. Ama ateşin aynı zamanda yakmayacağını hayat ona öğretmez. Başka yerden de öğrenemez. Onun için buralarda öğretmek gerek.
Çocuklarına ilkokulda okumayı “Ali ata bak. Uyu uyu, yat uyu” fişleri ile öğreten bir milletin çocukları yetişkinlik çağına geldiklerinde ya ganyan bayine gider, bedavadan, kısa yoldan zengin olmanın yollarını arar, ya da çalışmadan yan gelip yatarak geçinmenin yollarını.
Allah çalışana verir. Yan gelip yatana değil. İslam düşmanları bizi dinin, özellikle de İslam’ın ilerlemeye engel olduğu yalanına inandırarak, inanmasak bile şüpheye düşürerek Kur’an ve sünnetten uzaklaştırdı. Bu, özellikle biz Müslümanların Kur’an ve sünnetteki işaretleri öğrenmememiz için yapıldı. Ama bizi Kur’an ve sünnetten uzaklaştıranlar Kur’an ve sünneti didik didik edip orada bulunan bilimsel işaretleri çözerek fen ve sanatta ilerlemeyi başarmışlardır. Osmanlı’nın en iyi dönemleri Kur’an ve sünnete en çok değer verdiği zamanlardır. Ne zaman ki Kur’an ve sünnete gerekli değeri vermedi ve sefahate daldı, yıkılma süreci başladı ve sonunda yıkıldı. Biliyorsunuz, 1 doların üzerinde “In God We Trust”, “Allah’a inanır ve güveniriz” yazar. Bu, şeklen yapılmış olsa bile Allah onu uzun zamandır üstün tutmuş. Haydi ey müslüman, bu ve buna benzer bir ibareyi sen de kendi parana yazsana!
Örneklere devam edelim.
“Allahu nurssemavati vel ard” diye başlayan ve Nur ayeti olarak bilinen ayette Allahu Teala bize lambayı tarif ediyor. “Onun yakıtı ne doğuya ne de batıya ait olmayan bir ağacın yakıtından tutuşturulur” ifadesiyle de elektriğin daha çok termik santrallerden üretilmesi ve termik santrallerin fosil yakıtlarla çalışması sebebiyle dünyanın her tarafında bulunan kömüre, petrol ve doğalgaz gibi yeraltı kaynaklarına işaret ediyor. Yine bu ayette “ona ateş değmese de yanacak şekildedir” ifadesi ile Allahu Teala şarjı lamba üzerinden bütün şarjlı cihazları, şarj edilebilir pilleri bize işaret ediyor. Burada aynı zamanda elektriğin havada naklinin gerçekleşeceğine de işaret var. Ey müslüman bilim adamı! İşte sana Allah’ın, üzerinde çalışmanı ve gerçekleştirmeni istediği bir hedef. Çalış, elektriğin havadan naklini gerçekleştir. İnsanlığı kablo masraf ve zahmetinden kurtar. Kur’an-ı Kerim’in ifade etmiş olduğu mesajlardan birini de sen yerine getirmiş ol. Neden başkasının yapmasını bekliyorsun? O başkaları bu şifreler üzerinde çalışıp kafa yorarken sen “Kur’an eskilerin masallarından başka bir şey değildir” düşüncesiyle onu eline bile almıyor, “bu icatları neden müslümanlar değil de gavurlar yapıyor” düşüncesini gösterme erdemini bile gösteremiyorsun.
Allah Hadid suresinde “biz Davut’a demiri yumuşattık” buyuruyor. Bu aynı zamanda şu manaya gelir. “Ey insanoğlu! Yer altında gizlemiş olduğum madenleri arayın, bulun, çıkarın. Eritip şekillendirin ve onlardan, hayatınızı kolaylaştıracak cihazlar yapın”. Hiçbir insan Davud Aleyhisselam gibi demiri eline alıp da şekil veremez. Allah Teala, “bunu ben ancak peygamberime yaptırırım, ama siz bunu ateş kullanarak yapın” mesajı veriyor. İşte insanlık burada ifade edildiği gibi peygamberlerin çizdiği en üst sınırın altında çalışarak peygamberlerin gerçekleştirmiş olduğu şeyleri maddeten gerçekleştirebilir. Çünkü peygamberlerin göstermiş olduğu mucizeler bilimde, peygamberden başka bir insanın ulaşamayacağı zirveleri gösterir. “Kur’an, peygamberlerin mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mucizelerinden bahsetmesi dahi, onların nazirelerine yetişmeye ve taklitlerini yapmaya teşvik ediyor.” (3)
Yine Musa Aleyhisselam’ın değneğiyle taşa vurarak ondan su çıkarmış olması, Allah’ın yerin altında gizlemiş olduğu su, petrol, doğalgaz gibi zenginlikleri çıkarmaya da işarettir. Allah, “ben bunu bir peygamberime sopa ile yaptırdım. Ama siz bilime çalışın, teknolojiye çalışın, sanata çalışın. Sondaj makineleri yapın ve yer altında sizin faydalanmanız için gizlemiş olduğum petrolü, doğalgazı ve diğer zenginlikleri bulun, çıkarın ve kullanın” buyuruyor.
Kezâ, İsa Aleyhisselam’ın anadan doğma körleri ve bazı deri hastalıklarını ilaç kullanmadan iyileştirmesi de yine Allah’ın insanlara “bu hastalıkları, bir peygamberime ilaç kullanmadan elle dokunarak iyileştirttim. Siz kimyaya çalışın, biyolojiye çalışın, hastalıklar için yaratmış olduğum ilaçları araştırın, bulun, üretin, kullanın ve bu hastalıklara şifa olun” mesajı veriyor. Nitekim katarakt olduğu için göremeyen Yakup Aleyhisselam’ın, Yusuf Aleyhisselam’ın gömleğini yüzüne sürer sürmez iyileşmesi olayı üzerinden, Mısırlı Dr. Abdulbasıt Muhammed, gömlekte ter olabileceğinden hareketle insan terinden katarakt ilacı yapmış ve bu ilaca “Kur’an İlacı” adını vermiştir.
Değerli okuyucu! Bu örnekler o kadar çoktur ki hepsini anlatmak için ciltler dolusu kitap yazmak gerekir. Bediuzzaman Said Nursi Hazretlerinin buyurduğu gibi Kur’an’ın içinde her şey var. Ama herkes her şeyi içinde göremez. Arkeolojik bir esere bir vatandaş da baksa bir şey anlar, arkeoloji öğrencisi de baksa bir şey anlar, arkeoloji profesörü de baksa bir şey anlar. Bunların anladıkları manalar nasıl farklı ise, Kur’an’dan anlaşılan manalar da çok daha ileri derecede farklıdır.
Bu ayetler yaklaşık 1.400 yıldır okunuyor. Peki bu ayetleri özellikle son 300-400 yıldır kim okudu? Din âlimleri ve cami imamları. Peki bu alimler ve imamlar jeolojiden, astronomiden, tıptan, fizikten, kimyadan, makineden… ne kadar anlar? Bu ayetleri din alimleri ve cami imamlarının yanında jeoloji, biyoloji, astronomi-uzay, fizik, kimya, makine, toplum… mühendisleri ve doktorlar da okusaydı o zaman Allah’ın, yerin altında-üstünde, uzayda bizim faydalanmamız için yaratmış olduğu zenginlikleri müslümanlar bulup çıkarmış olurdu. Bundan dolayı İslam düşmanları özellikle üniversitelerde, Müslüman bir mühendis bu ayetleri okuyup bu manaları anlamasın diye yoğun bir şekilde din karşıtı kampanyalar düzenlemektedirler. Bu da ancak müslümanların Kur’an’dan uzak durması, hatta Kur’an’a düşman olması ile olur. Müslümanlar ne zaman Kur’an’la barışık yaşamışlarsa o zamanki medeniyetin en üst seviyesine çıkmışlardır. Öyle olmasaydı “Endülüs kütüphanelerinden bize kalan yalnızca 30 cilt kitapla biz atomu parçaladık. Yarısı kalsaydı galaksiler arası seyahat ediyor olacaktık.” denilmezdi.
Nakşibendi şeyhi Ahmet Remzi Genel efendi Hazretleri Kur’an ayetlerinin doğru ve güncel olarak anlaşılabilmesi ve açıklanabilmesi için her bilim dalından dünyada en üst, yani otorite olmuş bilim adamlarını bir araya toplayarak bunlarla bir heyet kurulması ve işte tıp bilgini sen bu ayeti kerimeden ne anlıyorsun, jeoloji, biyoloji, uzay, fizik… mühendisi sen anlıyorsun, sosyoloji uzmanı sen ne anlıyorsun gibi her bilim dalı uzmanlarının ayrı ayrı olarak ayetlerden anladıkları manaları belirleyerek çağımıza ve çağ ötesine işaret edecek kapsayıcı manalar çıkarmayı teklif etmiştir. Yoksa buluş gerçekleştikten sonra “Kur’an’da buna şu ayette işaret vardı” demenin, imanın kuvvetlenmesi dışında çok da bir faydası olmamaktadır.
Ey müslüman! Bu ve bunlar gibi Kur’an ayetlerini şimdiye kadar neden bu şekilde yorumlamadın? Neden islam düşmanlarının “Kur’an ve din, bileme ve ilerlemeye engeldir” yalanına inandın da onlardan uzak kaldın? O gavur seni bunlardan uzaklaştırırken kendisi azami şekilde faydalandı. Çünkü ilerlemenin, dünya refahı için reçetenin onda olduğunu biliyor. Ama bunu senin bilmeni istemiyor.
Otorite Kur’an’dır. Ve Kur’an, son ilâhî kitap olduğu için emirleri, yasakları ve mesajları kıyamete kadar geçerlidir. Yani her zaman dilimi için günceldir. Kur’an’da ne yazıyorsa doğrudur. Dolayısıyla sen, Hz. Mevlânâ’nın “Kur’an’ı tevil etme, aklını tevil et” düsturuyla Kur’an’ın ışığında ilerlemek zorundasın. Yani Kur’an’ı aklına değil, aklını Kur’an’a uydurmaya çalışarak. Yoksa sıklıkla, Einstein’ın kozmolojik sabit (4) hatasına düşersin.
Selam ve dua ile…
ayhankaplan@telemer.net
ayhankaplan@yaani.com
akaplan61@gmail.com
(2) Risale-i Nur/20. Söz-İkinci Makam – Mukaddime
(3) Risale-i Nur/20. Söz-İkinci Makam – Mukaddime
(4) Einstein, 1915 yılında yaptığı hesaplamalarla evrenin genişlemekte olduğunu bulmuş ama buluşunu o dönemde geçerli olan durağan evren modeline uydurmak için denklemlerine, daha sonra kariyerinin en büyük hatası olarak tanımlayacağı kozmolojik sabit adını verdiği bir faktör ilave etmişti.
Not: Konuyu daha iyi anlamak adına Risale-i Nur / 20. Söz – İkinci Makam’ı okumanızı tavsiye ederim.
Konu ile alakalı kafanıza takılan yerler varsa bizimle iletişime geçebilirsiniz.